MEKAN Art’ı Mekan Dekorasyon & Mimarlık Dergisi – Dönüştürücü Mekan Olarak Eğitim Yapıları

Durmuş Dilekci,  MEKAN art’ı Mekan Dekorasyon & Mimarlık Dergisi’nin  Mayıs – Haziran – Temmuz 2020 sayısında içerisinde bulunduğumuz günlerinde yansıması olarak ‘DÖNÜŞTÜRÜCÜ “MEKAN” OLARAK EĞİTİM YAPILARI’ başlığında eğitim yapılarının gelecekte nasıl mekanlar olabileceğini kaleme aldı.

 

Eğitim aynı zamanda eğitim yapıları sadece yılın 8 ayında gün içinde 8 saat faaliyette olan yapılar olmanın ötesinde sorumluluklar almalı; yakın çevresini şekillendiren dönüştüren yapılar haline getirilmelidir. Toplumun tüm yaş gruplarını kapsayacak ve toplumsal sorunları çözmede merkezler haline gelecek “dönüştürücü mekan”lar olursa bu yapılar yeni misyonuyla kent dokusu içinde, mahallelerimizde “dönüştürücü mekan” etkisiyle kültürel ve sosyal bilinç ve farkındalık için itici güç haline gelecektir. Melezleşmiş bu eğitim yapıları; hem okul hem kültür merkezi hem aile eğitim alanı hem atölye hem spor alanı hem de sergi alanı haline gelmeli ve tüm topluma ait eğitim alanları olabilecek potansiyelleri bünyesinde barındırmalıdır. Salgın hastalıklar tarih boyunca uzun zamandır inşa edilmiş çevrelerimizi ve sosyal dünyalarımızı değiştirmiştir. Aynı zamanda bu yeni durum toplumu ilgilendiren her alanda ahlaki, fiziksel ve sosyal refahı birleştiren bir felsefe üzerine geliştirilmelidir. İnsan tarih boyunca değişikliklere en kolay uyumlananan canlı olarak bu sürece de 10 yıllık bir süreç içinde adapte olacaktır.

 

DÖNÜŞTÜRÜCÜ “MEKAN” OLARAK EĞİTİM YAPILARI

Geçen yüzyıl başındaki grip salgını on milyondan fazla insanı öldürdü. Sadece 19. yüzyılda 6 kolera salgını yüz binlerce yaşamı yok etti. Şehirlerin aşırı kalabalık ve kötü yaşam koşulları nedeniyle ağırlaşan bu salgınlar, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki sanatoryum hareketine yol açtı. Hastaları barındırmak, tedavi etmek ve izole etmek için tasarlanan bu kurumlar; hijyen, güneş ışığı ve temiz hava ihtiyacını vurguladı. Tüberküloz için ilaç geliştirilmeden önce tedavisi tamamen doğal ve iklimseldi. Bu klinik ortamlar yeni modern mimarinin, sanayileşme ve aydınlanma ile birlikte tetikleyici önemli ilham kaynaklarından biri oldu. Modernist mimari (1920’lerden 1970’lere kadar baskın tasarım dili) genellikle formun saflığını, net geometrileri, yenilikçi malzemeleri ve süslemenin reddini teyit eden bir dizi ilke üzerine kendin inşa etmişti. Bu ilkeler, 20. yüzyılın ilk yarısını tanımlayan savaş, hastalık ve yıkım dönemlerine önemli karşılıklar vermekteydi.

1920’de babası “influenza”dan ölen Richard Neutra, güneşin ve doğal havalandırmanın yaşanabilir tüm alanda kullanılabilir hale getirilmesine yönelik çalışmalarıyla bilinir. 1935 yılında inşa edilen Los Angeles’taki Corona okulunda Neutra, her sınıfı dışarıdaki bahçelere akıcı bir şekilde bağlayarak iç ve dış mekan sürekliliğini elde etmiş ve açık alanların eğitim alanları haline gelmesi ile ilgili öncü bir model yaratmıştır. Bugün gelinen noktada ise geçen yüzyılın yeniden okumalarını yapmak ve yeni çıkarımlar elde etmek üzerinden ilerlenmekte. Ancak eğitim sistemi modellemeleri çok bileşenli bir kurguya sahiptir. Mimari fiziksel yapı, bu bileşenlerin çıkarımlarına hizmet eden ve önünü açan bir yaklaşımı barındırmalıdır. Peki bu
yaklaşım nasıl olmalıdır?

Çocukların zaman ve mekan algısı bizlere göre çok farklı… Yaşamları, mekan ve zaman sınırlamalarının ötesinde bir zenginlikten beslenir. Resim çizmek, koşmak, oynamak… Doğaları gereği ne yapmak istiyorlarsa tek gerçek odur onlar için. Bu bizler gibi programlanmış ve sınırlandırılmış hayatlar için çok uzak bir döngüdür. Çocuklar dünyayı ilk başta görsel ve işitsel uyarıcılarla kavrar. Dokundukları sıralardan tutun oynadıkları oyuncağa kadar her şey farkında olmadan zihinsel gelişimlerine etki eder. Mimarinin de aynı anlamda kolektif belleğe yerleştirdiği imgeler, doğrudan çocuk dünyasını şekillendirir. Çocuğun tüm zihinsel, ruhsal gelişimini etkileyen bir araç olarak mimarinin, ölçekten ziyade ifadesinin ne olduğu ve çocukların algı dünyasına ne söylediği önemli.

Son 20 yıldır zaten teknoloji odaklı eğitim sistemleri ile ilgili denemeler yapılmaktaydı. Türkiye için ise bu salgın dönemi, eğitimin bahsi geçen yeni potansiyellerine uyumlanma ile ilgili dönemine denk geldi. Bu yeni durumun anlaşılma ve kavranma sürecinde, test yoluyla sınama gibi dayatılmış eğitim sistemlerinin çöküşü anlamına geleceği düşüncesindeyim. Yeni durumlara özgü şekilde yapılandırılmış, yapma ve üretme süreciyle eğlenerek, severek ve parçası olunacak bir eğitim sistemi gelecek vadedecektir.

Korona virüs salgını mevcut eğitim sisteminin kendini dayandırdığı önemli ayaklarından birini yıkarak, onun esasında fonksiyonunu tüketmiş bir dönemin gerçeği olduğunu yüzümüze vurdu. Yakın gelecekte uluslararası test şirketlerinin hegemonyasının sona ereceği, eğitimin ülkeler arası pazarlanabilir bir araç olduğu olgusunun da yerle bir edildiği bir döneme merhaba diyeceğiz. Bu yüzyıllara dayalı köklü eğitim birimlerinin bile bu süreci yönetmeye ilişkin ne kadar hazırlıksız oldukları da ortadadır. Artık çocuklar için yeniden eğitim stratejilerinin oluşturulması gerekmektedir; tasarım, üretim, beceri, oyun, spor ve eğlence merkezli kolektif çalışma metotlarının çocuk psikolojisinin üzerindeki moral motivasyonu üzerine inşa edilen…

Fiziksel aktiviteler bilimsel olarak akademik performansı olumlu etkilediği bilinmesine rağmen bu dönemdeki fiziksel hareketlilik hep baskılanmış ve belli bir teneffüs veya zaman aralığında yapılabilir bir “şey” olarak aktif eğitim alanının dışına itilmiştir. Esnek olmayan dersler ve ders saatleri, sınavlar, ödülcezaya dayalı çalışma metodolojisi artık yerini üretken, paylaşımlı, hazmedilmiş, içselleştirilmiş, eğlenceli bir eğitim sürecine bırakmalıdır. Sınırlandırılmış ve baskılanmış eğitim sistemlerinin çocuklarımızın belleklerinde yarattığı yıkımların farkına varılması gerekir. Sınıfların duvarlarının olmadığı,esnek mekan tanımlarının olduğu üretken bir alan haline dönmelidir.

Aynı zamanda eğitim yapıları sadece yılın 8 ayında gün içinde 8 saat faaliyette olan yapılar olmanın ötesinde sorumluluklar almalı; yakın çevresini şekillendiren dönüştüren yapılar haline getirilmelidir. Toplumun tüm yaş gruplarını kapsayacak ve toplumsal sorunları çözmede merkezler haline gelecek “dönüştürücü mekan”lar olursa bu yapılar yeni misyonuyla kent dokusu içinde, mahallelerimizde “dönüştürücü mekan” etkisiyle kültürel ve sosyal bilinç ve farkındalık için itici güç haline gelecektir. Melezleşmiş bu eğitim yapıları; hem okul hem kültür merkezi hem aile eğitim alanı hem atölye hem spor alanı hem de sergi alanı haline gelmeli ve tüm topluma ait eğitim alanları olabilecek potansiyelleri bünyesinde barındırmalıdır. Salgın hastalıklar tarih boyunca uzun zamandır inşa edilmiş çevrelerimizi ve sosyal dünyalarımızı değiştirmiştir. Aynı zamanda bu yeni durum toplumu ilgilendiren her alanda ahlaki, fiziksel ve sosyal refahı birleştiren bir felsefe üzerine geliştirilmelidir. İnsan tarih boyunca değişikliklere en kolay uyumlananan canlı olarak bu sürece de 10 yıllık bir süreç içinde adapte olacaktır.

 

Derginin 104 ve 105. sayfalarından yazıya ulaşılabilirsiniz. Ayrıca derginin tamamını okumak  için yazının başlığına tıklayabilir veya https://www.artimekan.com/wp-content/uploads/2020/05/MEKAN80-dgtl.pdf adresinden ulaşabilirsiniz.